kurds.dk> Türkçe
Komkar
Makale
Haber
Basın açıklaması
Araştırma
Kültür
Aktivite
Yayın
Fıkra
Arşiv
Link

Kurds.dk kontakt
Kontakt

arama
Site search
Web search
powered by FreeFind
| Dansk | English | Deutsch | Français | Kurdî | Türkçe | Farisî | Erebî |

kurds.dk > Türkçe


Özgür Politika Gazetesi'ne açık mektup
Mahmut Kılınç
 
Gazeteniz Özgür Politika'nın 17 Ekim 2000 tarihli sayısında, önce PKK'den kopan ve daha sonra tekrar PKK'ye katıldığını iddia ettiğiniz dört kişi adına yapıldığı ileri sürülen ve benim "PKK'den ayrılan kimselere yardımcı" olduğumu ve "yol" gösterdiğimi iddia eden bir "haber"e yer verdiniz. Daha sonra, yine gazetenizin 20 Ekim 2000 tarihli sayısında PKK Başkanlık Konseyi Üyesi A. Haydar Kaytan adında birisinin, bana hakaret içeren "kışkırtıcılar" adında bir yazısını yayınladınız. Bu şahıs, söz konusu yazısında, basın ahlak ilkelerini de yok sayarak, sadece duyumlarla aynı iddiayı ileri sürmekte, beni "PKK'den ayrılanlara destek vermek" ve PKK'yi zayıflatmak istediğimi ileri sürmektedir. Bu yayınlardan sonra, 26 Ekim 2000 tarihli Özgür Politika'da daha da ileri gidilerek; yayınlanan bir "yapma haber"le suç işlenmiş, basın ilkeleri ve etik değerleri bu defa gazetenin bizzat kendisi hiçe sayarak tamamen keyfi ve düşmanca haber yapmakta bir sakınca görmemiştir. "Kösül çetesi" adıyla manşete çıkardığınız haberin alt başlığında, pek çok zamanlar yaptınız gibi yine hayal dünyanızda yaratığınız çetenin de, PKK Genel Başkanı Abdullah Öcalan'a karşı, sayısına her gün bir yenisini eklediğiniz devletlerle birlikte, bir komplonun içinde yer aldığını ileri sürmekteniz. Hemen altında da, "Kösül kimlerden oluşuyor?" başlığı altında da, "Çetenin ayağı Köln'de. PKK'nin 1982'de silahlı mücadele başlatma kararı üzerine kaçan Selahattin Çelik, serhıldanlar döneminde kaçan Selim Çürükkaya, Mahmut Kılınç, Necdet Buldan ve Hatice Yaşar bu oluşumun elemanları." demektesiniz. Bu tür yayınlarla, bir kere daha gerçek olmayan haber yapma geleneğinize sadık kaldınız. Maalesef bu yayın geleneğiniz, sadece sizin değil, aynı zamanda Kürtlerin de imajını bozmaktadır. Bir kere ben, hiç bir dönemde PKK'nin bir üyesi olmadım ki, kaçayım. İkincisi, üstelik ben, PKK'nin hiç bir katkısı olmadan uzun yıllar sürdürdüğüm kararlı ve inançlı mücadelem sonucu halkımın ak oylarıyla milletvekili seçilmiş, savaşın en sıcak ve onlarca Kürt gencinin kurşunlandığı günlerde hiç bir olay ve güç karşısında geri adım atmadan, halkımın bana tevdi ettiği görevi en iyi bir şekilde yerine getirmeye çalıştım. Doğal olarak her insan gibi benim de bazı eksik ve kusurlarım olabilir, ancak bunlar insani sınırlar içerisinde ele alındıklarında bir eleştiri olarak kabul edilebilir. Oysa sizin yaptığınız, hakaret etmektir, suç işlemektir. Bilinmeli ki, insanların özel yaşamlarını hedef alan saldırılar, hiç bir ortamda makul karşılanmadığı gibi, bir samimi duyguya da dayanmaz ve yurtsever bir tavır da değildir. Güney'deki çatışmaların, MHP'nin Kürdistan'da örgütlenmeye hız verdiği ve bunda HADEP çevrelerinin katkısı ile HADEP'li belediyelerin genel tavırlarının Kürt toplumunda tartışılmaya başlandığı bir dönemde, bu yayınların gündemi değiştirmeye yönelik yanını da hatırlatarak, iddialarınıza cevap vermek gerekiyor. "Mücadeleden kaçma" iddianızla başlarsak; bildiğim kadarıyla Selahattin Çelik, 15 Ağustos hareketine katılmış ve daha sonra bizzat PKK tarafından Avrupa'ya gönderilmiştir. Hatice Yaşar'ın, hiç bir dönemde PKK'ye yakın bile durmadığı biliniyor. Necdet Buldan ise, Kürdistan da şehir ve köylerin bombalandığı, yakılıp-yıkıldığı bir dönemde, bu hayasızca yalanları tekzip edercesine Yüksekova'da belediye başkanlığı görevini sürdürmekteydi. Bu nedenlerle, beni ve bu kimseleri, PKK'den kaçanlar gibi gösterilmesi tamamen bir yalandır, çünkü hiç bir zaman PKK'li olmadım ve olmak istemedim. Ayrıca, Necdet Buldan ve Hatice Yaşar için de aynı durumun geçerli olduğunu kamuoyu çok yakından bilmektedir. Çete meselesine gelince. Çete, Balkan kökenli bir kelimedir ve oradan Türkçe'ye girmiştir. Osmanlılar, kendilerine karşı özgürlük savaşı veren Balkan halklarının savaşçılarını bu adla anıyorlardı. Ama günümüzde, Türk siyasi çevreleri, bu tanımla silahlı bir suç örgütünü tanımlamaktalar. Yaklaşımınız, sizin de bu tanımlamayı benimsediğinizi göstermektedir. Yadırgamıyorum. Çünkü, yer yüzünde pek az örneği vardır; sizin TC'ye yaltaklanmanıza benzerlik gösteren. Biz yine çeteye dönelim. Demek ki, önce resmi disipline tabi olmayan bir grup olacaktır. İkinci unsur, silahlı ve illegal olmalıdır. Peki şimdi, bu tanıma baktığınızda biz, Türk devleti ve yandaşlarının zulmü dolayısıyla Avrupa'da yaşamak zorunda bırakılan kimseler nasıl oluyor da çete oluyoruz? Eğer bir çete aranacaksa, bu tanıma, bizi bu anlamda suçlayanların kendileri daha uygun değiller mi? Bizlerin, sözde ulusal önder Abdullah Öcalan'na karşı yapılan komploda yer almamıza gelince... İki yıldır komplo söylemini dilinize doladınız. Bu komploda yer alan devletlere her gün bir yenisini ekliyorsunuz. Nasrettin Hoca'nın "buna değmiş, buna değmemiş" hikayesinde olduğu gibi, bu gidişle bütün devletleri bu işin içine sokacaksınız. Böylece, Kürt Halkının ulusal özgürlük mücadelesine sempati besleyen devlet ve güçleri buna karşı soğutmak, imajını bozarak Kürtleri güvensiz bir halk konumuna düşürmek gibi bir gayretinizin olduğu açık. Ancak olayın en komik tarafı da, bizi kendi kafanızda bir çete gibi göstermek ve daha sonra bu çetenin de sözde komplo içinde yer aldığını ileri sürmektir. Buna aklı başında hiç kimse inanmaz. Ancak siz, direktiflerle yayın yaptığınız için emirlere uymak zorundasınız ve bu gayri ciddi yaklaşımınız, sizin Öcalan olayını gerçek mecrasından saptırmak istediğinizin tipik bir örneğidir. Doğrusu, bunu TC'ye bir hizmet olsun diye yapıyorsanız, ne demeli! Öbür türlü de kendi imajınızı kendiniz dinamitlemektesiniz. Bu yolda da, oldukça başarılısınız! "Barış süreci'ne karşı Avrupa'da kampanya yürüten bu kişiler" diyerek, sanki bir barış ve diyalog süreci başlamış, ancak benim de içinde gösterildiğim hayal dünyanızda var ettiğiniz kösül çetesi de bu işi bozmaktadır! Ne keskin bir zeka! Bizlerin bir şeyi bozması için o şeyin olması gerekmez mi? Hale bakın, ileri sürülen iddianın dayandığı iki unsur olan, "çete" ve "barış süreci," her ikisi de hayal. Bütün yaşananlardan sonra bir barış sürecinin olduğunu ileri sürmek için, ya gerçekleri göremeyecek kadar saf veya TC'ye örtülü bir hizmetin içinde olmak gerekir. Dünyada, yalnızca Kürtler savaşmadılar ve yine yalnızca Kürtler yenilmediler. Pek çok halk savaştı, bunlardan yenilenler ve başaranlar oldu. Ama bütün bu süreçlerin ortak bir yanı vardır, barış ve diyalogun karşılıklı olduğu ve bunu ilk adımının da tarafların birbirlerini kabullenmesinden geçtiğidir. Oysa bugün, bu tür bir süreç yaşanmamakta, söylenenin aksine süreç; "Eline silah alan silahı bırakıyor. Olay bundan ibarettir." söylemine uygun bir şekilde gelişmekte ve nitekim TC'de bir barış süreci değil olayı "suç işleyenlerin, bunu terketmesi" olarak görmektedir. Birileri; "biz yorulduk, artık direnmek istemiyoruz" veya "başka odak veya güçlerin hizmetine girmek istiyoruz" diyebilirler, isterlerse bunu da yapabilirler; ancak bunu yaparken hem Kürt Halkının yakasından ellerini çekmeliler ve hem de buna kılıf uydururken bizlerin kişilik haklarına saldırmaları kabul edilemez. Hayal ürününüz olan, "kösül çetesinde yer alanların PKK, YNK çatışmasını kışkırttıkları" iddiasına gelince. Ben hiç bir dönemde Kürtlerarası çatışmaların içinde yer almadım, taraf olmadım. Her defasında uzlaşmanın gerektiği konusunda tavır aldım ve imkan buldukça bu konudaki düşüncelerimi yazdım ve yayınladım. Gazetenizde de yayınlanan pek çok yazımda, bu konudaki görüşlerimi bulmak olanaklıdır. Halbuki, gazetenizin yayınları dikkatle incelendiğinde, yayınlanan haber ve yazılarla bu çatışmaların her dönemde kışkırtıldığına tanık olmak zor değildir. Ayrıca bu yayınlarda toplumsal kin ve nefret de ekilmektedir. Diğer Kürt gruplarından öldürülen Kürtlerin sayısını hem kabarık ve hem de yalan haberlerle süsleyerek vermek, bu anlamda gerçek niyetinizi ortaya koymaktadır. Nitekim, son olarak "kösül çetesi" yazınızda 500 YNK pêşmergesini öldürmekle neredeyse iftihar edeceksiniz! Bu arada, bu çatışmalara, ölüme gönderilen gerillaların sayısını her nedense vermek işinize gelmiyor. Sizin taraflı yayınlarınız, kamuoyunun gerçekleri görmesine de engel olmaktadır. Bu son çatışmanın kimlerce başlatıldığı açık olmasına karşın, bir propaganda ve ajitasyon kampanyası başlatarak gerçeği saptırmakta bir sakınca görmediniz. Öcalan'nın, Güney Kürdistan'la ilgili düşünce ve söylediklerinin izleyen birisi olarak ve sizler de bu direktifler içerisinde hareket ettiğinize göre, bu taraflı kampanyanın amacını görmek zor değildir. Öcalan, açıkça Güney Kürdistan'da olacak bir çözümün, Türk devletinin çıkarına hizmet etmesi gerektiğini söylemektedir. Oysa biz biliyoruz ki, Türk devleti, Kürdistan'ın hiç bir parçasında Kürt halkının ulusal demokratik haklarını serbestçe kullanacakları ve kendi yönetimlerini sağlayacakları hiç bir modele izin vermeyeceğini defalarca söylemiştir. Bugün de, bu anlamda değiştiğini hangi aklı evvel ileri sürebilir? Buralarda bir çözüm olacaksa, bu, Türk devletinin istekleri doğrultusunda değil, bilakis Kürt halkının kararlı bir ulusal direnişi sonucu olacaktır. Güney'de olan da budur. Ancak, Türk devletinin, burada istikrarsızlık yaratarak, halen süren uluslararası desteği sabote etmek istediği bir sır değildir. Acı olan, kendisini Kürt olarak tanımlayanların buna alet olmalarıdır. Benim bu konudaki duyarlılığım, sizi en çok tedirgin eden bir neden olarak ortaya çıktığını biliyorum. Ben sadece bir yurtseverin göstereceği duyarlılığı gösterdim ve buna devam edeceğimden kuşkunuz olmasın. Doğal olarak ben, TC'nin ve diğer işgalci devletlerin amaçlarına hizmet eden hiç bir gücün, orada bir istikrarsızlık yaratmasını kabul edemem. Bütün yurtseverlerin de böyle düşündüğüne inanıyorum. Oysa, PKK, YNK çatışmalarındaki gerçek sizin göstermek istediğinizin tam tersinedir. Hiç yorum yapmadan, sözü PKK Başkanlık Konseyinin 9 Ekim 2000 tarihli parti talimatına bırakalım: "Yine Eylül sonunda Güney Kürdistan'da YNK ile gelişen siyasi gerginliğin yol açtığı savaş ve bu savaşta gerilla güçlerimizin ortaya koyduğu büyük başarılar vardır. Bu savaş hem siyasal mücadele ve kitle mücadelesinin önünü açmış, hem de onunla birlikte partimizin temel mücadele çizgisinin geliştirilmesinde silahlı şiddetin çok yerinde, etkili ve sonuç alıcı bir uygulamasını ortaya çıkarmıştır. Genelde gelişen kitle eylemliliği ve bununla birlikte ortaya çıkan Güney'deki savaş her türlü siyasal kitle mücadelesinin önündeki engelleri aşma, siyasal ve örgütsel çalışmaların önünü açma düzeyiyle Parti Meclisimizin karar düzeyinde ortaya koyduğu yeni pratik hamle ilanının bizzat uygulamada başlatılması ve geliştirilmesi olmuştur. Kitle eylemliliğimize ve Güney'deki savaşa bakarak tereddütsüz diyebiliriz ki, 7. Kongre çizgimiz temelinde yeni bir pratik hamle süreci başlamıştır. Yeni stratejik sürecimiz bu temelde gelişiyor. Partimiz böylece yeni bir stratejik süreç başlatmış oluyor. Her türlü engellemeyi, baskıyı ve imha girişimini boşa çıkaracak, kendisini bir stratejik hamle başlatacak düzeye ulaştırmış bulunuyor. Bu oldukça önemli bir durumdur; parti tarihimizin en temel stratejik çıkışlarından birisidir ve bütün engellemelere rağmen başarıyla başlatılmıştır. Bu çıkış da tıpkı 1970'lerin ikinci yarısında gerçekleşen Hilvan-Siverek çıkışı gibi, yine 80'lerin ilk yarısındaki 15 Ağustos çıkışı gibi partimizin üçüncü büyük stratejik çıkışı olmaktadır." Evet, maalesef bu ibareler, PKK Başkanlık Konseyinin 9 sayfalık talimatının ilk başında yer almaktadır. Hala çatışmaların kimler tarafından ve hangi kararların bir sonucu olarak başlatıldığını, amacının neler olduğunu ve bunun, kimlerin çıkarına hizmet ettiğini tartışmaya gerek var mı? Yine bu talimatnamenin bir yerinde de söylendiği gibi, "PKK'ye katılımların sıfırlandığı" ve hatta ayrılanların giderek çoğaldığı bir dönemde, katılmayı yeniden sağlamak ve bu olmayacaksa bile kopanların sayısını frenlemek için neden bir çatışmaya gerek duyulsun? Başka bir yol bulunamaz mı? Ayrıca, çatışmaların ve bize olan saldırıların her yıl olduğu gibi yine PKK'nin "kampanya" olarak adlandırdığı para toplama dönemine rastlaması, birer tesadüf olmasa gerek! Benim sözde "kösül çetesi"nin en aktif elamanı olduğum iddiası ise, tamamen yalan ve ihbar amacı taşıyan bu iddiaya cevap vermeye bile değmez. Eğer benim bu tür işlerle uğraştığım yazılarak böylece jurnallenmem isteniyorsa, bu boş bir hayaldir ve amacına ulaşamayacaktır. Benim PKK ile gerilla ve şehit ailelerinin arasını açmaya yönelik bir çaba içinde olmam iddiasına gelince: Benim böyle bir çabam yoktur. Kaldı ki, bunun için çaba göstermeye bile gerek yoktur. Zamanla halk gerçeği mutlaka öğrenecektir. PKK'nin saflarına kattığı ve doğru dürüst bir askeri ve siyasi eğitim vermeden cepheye gönderdiği binlerce gencin, bugün nerede ve nasıl öldürüldüklerine dair hiç bir bilginin olmadığı acı ve hüzün dolu bir tabloyla karşı karşıyayız. Bunların açıklanması, bu konuda sorumlu olan PKK'nin halkı aydınlatıcı, eksik ve kusurlarından dolayı özeleştiri yapması ve hatta halktan özür dilemesi gerekmiyor mu? Yayınınızda bana atfen ve şıklar halinde sıraladığınız sözde amaçlarım olarak sıraladığınız şeylerin benimle bir ilgisi olamaz, bunlar tamamen PKK Başkanlık Konseyinin özel yorumlarıdır, hepsi hayal ürünüdür. Kaldı ki, kime nerede ve nasıl yardımcı olacağıma veya kiminle nasıl bir ilişki kuracağıma yalnız ben karar veririm.

 

© KURDS, 2000  |  e-mail/e-posta
KOMKAR, den kurdiske forening i DK.
Nansensgade 30, 1. th, 1366 København K - Danmark
telefon & fax  +45 33 13 75 01
Sayfanın son güncellenme tarihi
10/12-2000.
» Güncel haber ve makaleler
»Cemil Baran Gerçekleri görmek için 
her zaman belge gerekmez