APO-MİT İLİŞKİLERİ
Neşe Düzel’in Avni Özgürel ile
röportajı
Apo: Bu çatışmayı bitireni bitirirler
Öcalan'a göre de Kürt sorunu para
işine dönüştü. 'Bu işi bitireyim desem, beni bitirirler. Türkiye'deki en
güçlü kişi bitireyim dese, onu bitirirler' dedi. Jitem'in hepsi asker ve
polis değildi. Bu özel timlerde, 'Yolda bizi sollayıp geçen arabaları durdurup
içindekileri öldürdük' diyen adamlar bile vardı Derin devletin içinde solcular
da var. Derin devlet bir trendir. İçinde hukukçusu, üniversite öğretim
üyesi, gazetecisi, işadamı ve tetikçisi var.
NEŞE DÜZEL
NEDEN? Avni Özgürel
Türkiye korkunç günlerden, kanlı
bir çatışmadan geçti. Binlerce çocuğumuz öldü. Ama kimse bu olayların nasıl
başladığını, niye o kadar uzun sürdüğünü, sorunların kansız çözümlenme
imkânlarının niye gündeme gelmediğini açıkça tartışamadı. O dönem kanlı
olduğu kadar karanlık bir dönem olarak da kaldı. Geçenlerde anıları yayımlanan
Abdülmelik Fırat, Avni Özgürel'in kendisine, 'Abdullah Öcalan'ı MİT'le
irtibatlı bir yerde gördüğünü' söylediğini yazdı. Hürriyet gazetesi bu
haberi büyüttü. Ama sonra, arkası gelmedi. Halbuki o kadar büyük acılara
neden olmuş bir dönemin arka planı hakkında ipuçları verebilecek böyle
bir iddiayı bu toplumun kurcalaması gerekiyordu. Gazete yazılarından ve
televizyondaki programlarından, devletin yapısıyla ilgili detaylı bilgilere
sahip olduğunu gördüğümüz araştırmacı yazar Avni Özgürel'le bu iddiasını,
Öcalan-MİT ilişkisinin nedenlerini, Güneydoğu'daki savaştan kimlerin yararlandığını,
bu savaşın niye o kadar uzun sürdüğünü, derin devletin iç yapısını ve uzantılarını
konuştuk. Özgürel, Uğur Mumcu'nun öldürülmeden önce hangi derin devlet
bağlantılarını açıklamaya hazırlandığını da anlattı.
Siz, Abdullah Öcalan'ı MİT'e bağlıbirşirkette
çalışırken görmüşsünüz okuduğuma göre.Doğrumu bu, gördünüz mü gerçekten?
Benim gençliğim milliyetçi derneklerde
geçti. 1965'te üniversite öğrencisiyken Türk Ocakları'ndan ayrılıp İkinci
Kuvayı Milliye diye kendi derneğimizi kurduk. Biraz MHP'ye, biraz Adalet
Partisi'ndeki sağ milliyetçi kanada yakın bir öğrenci hareketiydi bu. Ayrıldığımız
Türk Ocakları ise daha entelektüeldi, sokak kavgasını onunla sürdüremezdik.
O dönemde Türkiye'de, özellikle gençlik arasında sol hareket gelişiyordu.
Devlet de sağda, 'milliyetçi' diye isimlendirdiği gençlerin örgütlenmesini
yüreklendiriyordu. Komünizme karşı bazı materyeller geliyordu ve biz de
bunları dağıtıyorduk.
Bu yayınların size devletten geldiğini
biliyor muydunuz?
Tabii. Bu yayınları veren kuruluşlardan
biri de Refik Korkut'un Fikir Ajansı'ydı. Bu tür neşriyatı dağıtmak için
kurulmuştu. Ankara'da İzmir Caddesi'nde bir binanın bodrum katındaydı.
Siz oraya niye gidiyordunuz ?
Hem dağıtacağımız neşriyatı almaya
gidiyorduk, hem de bildirilerimizin çoğaltma işini orada yapıyorduk. Bizim
yaşlarda bir genç vardı. Ajansa gittiğimde onu orada görüyordum. 1966,
1967 yıllarında ajansta gördüğüm o genç, hayal meyal hafızamda kalmış.
Yıllar içinde Abdullah Öcalan'ın resimlerini medyada gördüm ama insanlar
yaşla birlikte değişiyor tabii. Ancak 1993'te Öcalan'la yüz yüze geldiğimizde
bende birtakım çağrışımlar oldu.
Bu yerin MİT'e ait bir yer olduğunu
nereden biliyorsunuz?
Biliyoruz. O dönem sadece bu ajanstan
değil, başka kurumlardan da bu nevi yayınları alıyorduk. Milliyetçi gençliğe
her biri farklı amaçla el atmış başka kuruluşlar da oldu o dönemde. Mesela
Türkiye Çiftçi Teşekkülleri Federasyonu gibi birtakım kuruluşlar kuruluyor
ve bunlar komünizme karşı özel yayınlar çıkarıyordu.
Daha sonra Öcalan'la, o PKK'nın
başındayken karşılaştınız mı?
1993'e kadar hiç karşılaşmadım.
1993'te gazetecileri Bekaa'ya basın toplantısına davet etti. Panaroma'nın
genel yayın yönetmeni olarak ben de gittim. Bizimki haftalık dergi olduğundan,
basın toplantısından sonra Öcalan'la dergi için özel söyleşi de yaptım.
O özel görüşme sırasında kendisine sordum. 'Ankara'da İzmir Caddesi'nde
Fikir Ajansı diye bir yer vardı. Yanlış hatırlıyor olabilirim ama birden
bir şey çağrıştırdı. Bende seni orada gördüm gibi bir his uyandı' dedim.
Bana, 'Yoo, doğru hatırlıyorsun. Ama ben bunları bir müddet sonra açıklayacağım'
dedi.
Peki o ajansta bulunan biri mutlaka
MİT elemanı mıdır?
En azından MİT'le irtibatlıdır.
Türkiye'de güvenlik birimlerinin kurduğu bir organizasyonun içine, bir
insan, hangi amaçla olursa olsun gelip gidiyorsa ve onun orada oturup kalkmasına
kimse ses çıkarmıyorsa, o insan ya güvenilir biridir ya da görevli biridir.
Başka ne olabilir ki? Başka şey olamaz.
Öcalan, eski eşi Kesire'nin babasının
MİT'le ilişkisi olduğunu söylemişti. Öcalan'ı siz MİT'le irtibatlı bir
büroda gördüğünüzü söylüyorsunuz. PKK'nın kuruluşunda rol alan pilot Necati'nin
MİT ilişkisinden gene Öcalan söz etmişti. PKK'nın kuruluş aşamasında bu
kadar çok MİT bağlantısından söz edilmesini nasıl açıklıyorsunuz?
Abdullah Öcalan ideolojik formasyonu
zayıf biri. Ama Türkiye'de o dönemde İbrahim Kaypakkaya diye ideolojik
formasyonu çok güçlü biri de vardı. Eğer Kürt hareketi düşünce planında
onun gibi radikal bir kadronun kontrolünde olsaydı, Türkiye'de çok ciddi
sıkıntı yaşanırdı. Onunla mücadele etmek zorlaşırdı. Oysa Öcalan her türlü
işbirliğine gelen pragmatik biri. Onun, Kürt hareketinin başında olması
bizim devletin de işine geldi.
Sizce devletin bazı birimleri,
PKK'nın kuruluş aşamasındaki her gelişmeyi biliyor muydu?
Hiç şüphesiz, biliyorlardı. Öcalan'ın
en yakınındaki insanlar üzerinden biliyorlardı. Ama PKK Suriye'ye geçtikten
sonra üzerlerinde bir devlet kontrolü olduğunu sanmıyorum.
Eğer devlet PKK'nın kuruluşunun
her aşamasından haberdar idiyse,
niye devlet bu örgütü kontrol
edemedi ve bütün bu süreçte 40 bin insanımız öldü?
Bence kontrol etmek istemediler.
Çünkü Güneydoğu bir sektör olmuştu. Eğer PKK hareketi, sana sınırsız örtülü
ödenek kullanma ve para dağıtma imkânını veriyorsa... Bazı insanlara da,
dehşet estirme gücünü sağlıyorsa... Ki bazı Jitem mensupları ne asker,
ne de polisti. Bazıları Yeşil gibi hüdanabit adamlardı. Bu timlerin içinde,
'Yolda bizi sollayıp geçen arabaları durdurup içindekileri öldürdük' diyen
adamlar bile vardı. Bir de tabii Güneydoğu'da uyuşturucu işi de çok ciddi
bir gelir kapısı haline geldiyse... Sonuçta bütün bu kirli paranın ayakta
tuttuğu bazı dengeler var demektir. Güneydoğu'daki bu tablo, Türkiye'de
birçok yapıyı besledi. PKK'dan ele geçirilen silahlar tekrar PKK'ya satılıyordu.
Hatta son dönemde PKK, Makina Kimya'nın mermilerini kullanıyordu. Bu kanalları
kestiğin anda, peş peşe çok şey devriliyor tabii.
Uğur Mumcu da cinayete kurban
gitmeden önce, MİT-Öcalan ilişkisini açıklamaya hazırlanıyordu sanırım.
Mumcu'nun elinde bu konuda geniş bilgi var mıydı sizce?
Uğur'la Ankara'da evlerimiz çok
yakındı. Bekaa'dan döndükten sonra
Uğur'a gitmiştim. 'Öcalan'ın MİT'le
irtibatlı olabileceğini öteden beri yazıyorsun, bende de böyle bir bilgi
var, bunu da bil' dedim. Uğur'daki bilgi, Öcalan'ın iki bağlantısına ilişkindi.
Biri Kesire'nin ailesiyle alakalıydı. Eski eşinin ailesinin MİT'le ilişkisini
Öcalan da kabul etmişti. Diğeri, Öcalan'ı Ankara'dan Diyarbakır'a götüren
pilot Necati'nin MİT ilişkisiydi. Ki bu ilişkiyi Öcalan da daha sonra açıkladı.
Hatta Uğur'un öldürülmesinden sonra bir söyleşisinde Öcalan, MİT'in parasıyla
devlet aleyhine bir eylem hazırlanmasını komik bulduğunu bile anlatmıştı.
'Düşünün' demişti, 'Onların parasıyla,
onlara karşı PKK hareketi... Adamların parasıyla, adamların elemanlarıyla
yaptığım politikaya bakın...'
Peki Mumcu'nun öldürülmesi, bu
ilişkiyi açıklamaya hazırlanmasıyla ilgili olabilir mi?
Hayır. Uğur'a yönelik suikastın
arka planına, sadece Öcalan'ın MİT'le ilişkisi diye bakılmamalı. Bu öyle
çok da delilleri bulunabilir bir şey değil çünkü. Bizim orada yapacağımız,
o insanların kimlikleri, kişilikleri üzerine dikkat çekmekten ibarettir
sadece. Uğur'un derin devletin öfkesini üzerine çekmesinin ve öldürülmesinin
altında bence iki şey yatıyor. Ağca olayı ve Behçet Cantürk olayı. Uğur
bu iki cinayetin arkasındaki devlet bağlantılarının farkına vardı. Gerçi
'derin devlet' denilen şey şimdilerde çözüldü ama, Uğur o dönemde derin
devletin kodları üzerine kafa yormaya başlamıştı.
Türkiye'de derin devletin artık
zayıfladığını mı düşünüyorsunuz?
Derin devlet MİT veya Özel Harp
Dairesi'den ibaret değildir. Derin devlet bir trendir, kompartımanları
vardır. Bunun içinde hukukçusu, üniversite öğretim üyesi, gazetecisi, işadamı,
mafyası ve tetikçisi var. Karar mekanizması nasıl çalışıyor derseniz...
Bileşik kaplarda olduğu gibi, bir tanesinden bir şey basıldığı vakit, hepsi
otomatik olarak aynı ayar noktasına geliyorlar. Hepsi de ani bir refleksle
birbirleriyle dayanışma içine giriyorlar. Mesela Abdullah Çatlı uyuşturucu
iddiasıyla Fransa'da yakalandığında, avukatlık işi için hapishanede ilk
kimi aradı biliyor musunuz? 12 Mart döneminin sol liderlerinden Sarp Kuray'ı.
Ne demek istiyorsunuz?
Söylemek istediğim şu. Derin devletin
sol unsurları da, sağ unsurları da var. Yapının bütün unsurları bütünleşmiş.
Yani o sağcı, ben solcuyum. Ya da ben sağcıyım, o Kürtçü diye bir ayrım
yok. Bu devasa yapı Türkiye'de operatif eylemler yaptı. Bu operasyonlar,
Susurluk ve sonrasında iç çatışmalara sebep oldu. Çünkü biri konuştu, diğeri
kendini kurtarma derdine düştü derken, bu yapıda çözülme oldu. Bakınız,
o dönemin kimi önemli gazetecileri şimdi önemsiz oldu. Kimi önemli işadamları
şimdi ya battı, ya önemini yitirdi. Kimi önemli polisleri şimdi ya yaşamıyor
ya da bir kenara itildi. Bu yapının çözülmesinde bir de tabii Türkiye'nin
Batı dünyasıyla entegrasyon sürecine girmesi de rol oynadı. Türkiye bugün
ciddi bir değişim içinde. Gerçi derin devletteki irtibatların tortuları
hâlâ yaşanıyor, adam askerden emekli oluyor, gidiyor bir mafya babasına
danışmanlık yapıyor ama... Gene de derin devletin bu kısmı beş yıldır sıkıntıda.
Kendi işlerine gelen eylemleri yapamıyorlar.
Uğur Mumcu, Abdi İpekçi'yi öldüren,
Papa'ya suikast yapan Ağca'nın arkasında Bulgar mafyasının ve devletinin
olduğunu söyledi hep. Mumcu, Ağca'nın Türkiye'de devletle irtibatını düşünmekte
neden bu kadar geç kaldı?
Uğur esasında devletperest biridir.
Devleti sorgularken çok hassastır. Bu yapının devlete zarar verilmeden
arınmasını istiyordu. Ama ben biliyorum ki, o, Ağca'nın ve Cantürk'ün arkasındaki
bağlantıları yazmaya hazırlanıyordu. Elinde bilgiler vardı. Uyuşturucu
tüccarı Cantürk'ün arka planında mutlaka devletin içinde bir yapılanma
vardı. Ama iş öyle çığrından çıkmıştı ki, devlet Çatlı ve Cantürk gibi
adamlar üzerindeki kontrolünü kaybetmişti. Ben şunu biliyorum. Cantürk'ün
öldüğü haberi ulaştığında, 'Senin bu işten bilgin var mı, bu işi senin
adamların mı yaptı' filan diye sormaksızın, Mehmet Ağar'ın Emniyet genel
müdürü
olarak, MGK'da alnından öpülüp tebrik
edildiğini biliyorum.
Öcalan'ı, MİT'le irtibatlı yerde
gördüğünüzü ilk kime söylediniz?
Uğur'a söyledim. Ama onun, Fikir
Ajansı'nın arka planını ortaya çıkarabildiğini sanmıyorum. Çünkü Uğur'un
sadece o dönemdeki MİT mensuplarıyla münasebeti vardı. Bütün çabasına rağmen,
mesela bu organizasyonları bilen 1970'lerin MİT Müsteşarı Fuat Doğu'yla
görüşememişti. Bir de Uğur kitaplarında analitik değildir. 'Savcı iddianamesi
gibi yazıyorsun' dediğimde, 'Ben mümkün olduğu kadar çok materyel aktarıyorum.
Bunların bir kısmını nereye yerleştireceğimi, ne anlama geldiğini ben de
bilmiyorum. Ama bir gün bu isimler gündeme geldiğinde, insanlar o isimlerin
bağlantılarını hiç olmazsa benim kitaplarımda bulur ve puzzle çözülebilir'
demişti.
Peki bazılarını bilmediği bütün
bu isimler ve bilgiler Uğur Mumcu'ya nereden geliyordu?
MİT mensuplarından, bazen MİT'te
çalışmış ve tekrar Genelkurmay'a dönmüş subaylardan, onların bağlantılarından
geliyordu. Veya emekli olmuş MİT mensuplarından da geliyordu. Başka yerden
gelmesi mümkün değil.
Öcalan'ı bir MİT bürosunda gördüğünüzü
söylerken, bu sözlerinizin Öcalan'ı küçük düşürmek için hazırlanmış bir
psikolojik savaş oyunu olarak değerlendirilebileceğini hiç düşündünüz mü?
Türk devletinin şu anda Öcalan'ı
küçük düşürmek işine gelmiyor. Aksine Kürt hareketinin Öcalan'ın kontrolünden
çıkması Türkiye için sıkıntı doğurur. Ben de bu kanaatteyim. Devlet açısından
rasyonel bakıldığında, Türkiye ile işbirliği halindeki bir Öcalan, Türkiye
ile pazarlık masasındaki bir başka liderden çok daha avantajlıdır. Öcalan'ın
kendisi de pazarlıklara açık olduğunu söylüyor. 'Lüzumundan fazla Kürtçülük
yapmak istemiyorum. Dozunu düşüreceğim bu Kürt milliyetçiliğinin' diyor.
Böyle pragmatik biriyle işi götürmek devletin işine geliyor olabilir. Geçmişte
işine geldi. Ayrıca Öcalan, Güneydoğu'daki rant organizasyonunu yapanların
da işine gelmiş olabilir. 1993'teki söyleşimizde, 'Güneydoğu meselesi,
Kürt meselesi bir rant, bir para işine dönüştü mü?' diye sordum.
Ne dedi?
'Evet' dedi, 'Bu kolay kolay bitmez.'
Hatta sohbetimizde daha ötesini söyledi. 'Bu işi ben bitireyim desem, beni
bitirirler. Türkiye tarafında en yüksekte buna karar verecek emir noktasındaki
insan bu işi bitireyim dese, bitirtmezler, onu bitirirler' dedi.
Sizin Öcalan'ı MİT bürosunda gördüğünüzü
açıklamanızdan sonra Öcalan'dan ya da PKK/KADEK yönetiminden bu konuda
bir açıklama ya da yalanlama oldu mu?
Hayır. MİT'ten de bir şey gelmedi,
Zaten ben bunu daha önce de açıkladım. Öcalan-MİT ilişkisi bağlamında Radikal'de
üç yazı yazdım.
Eğer Öcalan MİT görevlisi ise,
hangi amaçla PKK'yı kurdu?
Öcalan MİT görevlisi değil. Ama
bir irtibat bir şekilde var.
Eğer MİT'le irtibatlı biriyse
hangi amaçla PKK'yı kurdu peki?
12 Mart'taki solcu subaylar örgütlenmesi
de devletle irtibatlıydı. Halbuki bir darbe çekirdeğiydi orası. Ben 12
Eylül'de Mamak'ta yargılanan önemli birini, seneler sonra Özel Tim'in danışmanı
olarak gördüm. Mesela şu da seneler sonra ortaya çıktı ki, bir sol örgütün,
PKK değil bu.. Bu sol örgütün yönetim kadrosu yani merkez karar kurulunun
tamamı, Emniyet istihbaratı tarafından tayin edilmişti. Böylece o elemandan
hem o grupla ilgili bilgi alabilirsin, hem de o kişi üzerinden o grubu
etkileyebilirsin.
Ama belli noktadan sonra ipleri
elinde tutamayabilirsin. Problem de bu noktada kopuyor zaten. MİT'in, Jitem'in,
Emniyet'in irtibat kurduğu insanların önemli kısmı sonradan kontrolden
çıktı. Çatlı ve Ağca böyledir. Öcalan da belki bunlardan bir tanesidir.
Bilemezsiniz... Kontrol edeceklerini zannetmişlerdir, ama hiçbirini kontrol
edememişlerdir.
|