kurds.dk> Türkçe
Komkar
Makale
Haber
Basın açıklaması
Araştırma
Kültür
Aktivite
Yayın
Fıkra
Arşiv
Link

Kurds.dk 
Kontakt

arama
Site search
Web search
powered by FreeFind
| Dansk | English | Deutsch | Français | Kurdî | Türkçe | Farisî | Erebî |

kurds.dk > Türkçe

KOPENHAG’DA KÜRTLER, AVRUPA BİRLİGİ VE TÜRKİYE KONULU ULUSLARARASI KONFERANS
Hüseyin Kızılocak
Danimarka
Konferansta, Türkiye’nin ağustos ayında kabul ettigi yasalarla Kopenhag Kriterlerini yerine getirmedigi, bunların sadece göz boyamak amacıyla yapıldığı ve Türkiye’nin Kürtlerin haklarını tanımadan, ülkeyi demokratikleştirmeden, görüşmelere başlama tarihi veya üyelik verilmesine karşı çıkıldı.

14 ekim 2002 günü Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da, Norre Alle Medborgerhuset’da  yapılan konferans, saat: 9.15’de konferansa katılamak isteyenlerin adlarını yazmaları ile başladı. Yaklaşık 120 kişinin davet edildigi  konferansa, Danimarka politik partilerinin temsilcileri, sivil toplum orgütlerinin temsilcilerinin yanısıra, katılımcılar arasında Almanya, Belçika ve Rusya Büyükelçiliklerindentemsilcilerin de bulunması dikkat çekti.

Konferans saat: 10.00 da, Danimarka Sendikalar Birliginin Uluslararası Bölümü Temsilcisi Bent Christensen’ın açılış konuşması ile başladı ve Bent Christensen ile KOMKAR-Danimarka Başkanının yönetiminde akşam saat 18.00’e kadar devam etti.

Üç bölüm halinde yapılan konferans, Danimarka Dışişleri  Bakanlığı’nın destegi ile kurulan NGO Center ve Danimarka Dış Politika Enstitüsü’nün maddi destegiyle, KOMKAR-Danimarka, Danimarka Sendikalar Birligi Uluslararası Bölümü, Danimarka Birleşmiş Milletler Dernegi ve Uluslararası Kürt İnsan Hakları Dernegi tarafından gerçekleştirildi. 

Kürtçe, Türkçe, Danimarkaca, İngilizce ve İsveçce yapılan konuşmalar anında diger dillere çevrildi ve böylece herkes kulaklıklarından bildigi dilde konferansı izleyebildi.

Birinci bölümün konusu, Türkiye’nin demokratikleşmesinde Kürtlerin Roluydu. Bu bölümde ilk olarak Danimarkalı gazeteci Birgitte Vestermark konuştu. Vestermark; Türkiye’nin demokratikleşmesinde kürtlerin ikili bir rolu olduğunu, bir yandan kendi hakları için mücadele ettiklerinden dolayı, genel olarak Türkiye’nin demokratikleşmesine de katkı sağladıklarını, diger yandan, Türkiye’nin Kürtlerde demokratik haklardan yararlanırlar korkusuyla, ülkeyi demokratikleşmekten çekindigini ve böylece Kürtlerin negatif bir rol oynadığını, söyledi. Danimarka’nın büyük gazetelerinden Berlingske Tidende’de çalışan Vestermark, Türkiye’nin Kürtlerin silahlı mücadeleye başvurmasını bahane ederek ve özelliklede silahlı mücadeleye başvurmayanları yasaklayarak, ülkeyi demokratikleştirmedigini ve konuştuğu Avrupalı diplomatların, kendisine, Türkiye Avrupa Birligine girmek istiyorsa, kanun degişiklikleri yetmez, onların uygulanması gerektigini ifade ettiklerini, söyledi. Birgitte Vestermark sözlerinin sonunda şöyle dedi: ”Azınlıkların haklarının korunması sağlanmadan, -mümkün demek istemiyorum ama – istikrarlı bir demokrasi kurmak güçtür.

İkinci olarak söz alan Diyarbakır Barosu Avukatlarından, Hamiyet İzol; Türkiye’nin bir dizi uluslararası antlaşmaya imza attığını ama bunlara uymadığını ve iç hukuk ile uluslararası hukuk arasında büyük çelişkilerin var olduğunu örnekler vererek anlattı. Türkiye Anayasasına göre hereksin Türk olduğunu ve Kürt diye hiç kimsenin bulunmadığını belirten, İzol, hem anayasanın hemde kanunların çok sayıda yasakla dolu olduğunu ve her şeyin yasak üzerine kurulduğunu, söyledi. İzol, son yapılan degişikliklere rağmen, kanunlarda ve anayasada Kürtçe eğitim ve ögretimi yasaklayan, düşünce özgürlügünü engelleyen, özgürce örgütlenme ile gösteri ve yürüş hakkını ortadan kaldıran, basının serbestce çalışmasını engelleyen, Kürtçe TV yapılmasını yasaklayan maddelerele hala dolu olduğunu ve bu yeni paketin yeni bir şey getirmedigini, söyledi. Hamiyet İzol, Kürtçeyi serbest bıraktık demelerine rağmen, çocuklarına Kürtçe isim verenlerin mahkemeye verildiklerini, 29 gazetenin hala OHAL bölgesine sokulmadığını, insanların şarkı, türkü söyledi diye göz altına alındığını, partiler hakkında kapatma davalarının devam ettigini, ve dolayısıyla bunun bir demokrasi paketi olmadığını, belirtti. İzol ” Eger Türkiye’nin demokratiklesmesi isteniyorsa, atılacak ilk adım, Kürt sorunu çerçevesinde ayak bağı olan tüm anti-demokratik yasaların, çağdaş ve evrensel ölçülere getirilmesidir” dedi.

Birinci bölümün son konuşmacısı Amnesty International Doktorlar Grubundan Astrid Söchting’di. Söchting, konuşmasına, nisan 2002 tarihinde, Diyarbakır’da gözlemci olarak katıldığı,  İnsan Hakları Vakfı’na (TIHV) karşı açılan bir davaya ilişkin gözlemlerini anlatmakla başladı. Bu davanın, temel insan hakları normlarına karşı açılmış bir dava olduğunu belirten, Astrid Söchting, işkence tedavi merkezlerinde çalışan doktorların İstanbul’da genel olarak serbesteçe çalışma imkanı bulmalarına rağmen, Diyarbakır’da büyük baskılarla karşılaştıklarını, belirterek İstanbul ile Diyarbakır yaşam farklılıklarına dikkat çekti. Söchting ayrıca, F-tipi cezaevlerindeki açlık grevlerini ve ölümlerinin de kabul edilemez olduğunu ve burada nisan 2002 tarihine kadar 45 kişinin hayatını yitirdigini, söyledi. Söchting’ ” Türkiye’de işkencenin hala yaygın ve sistematik olarak devam ettiginin, Amnesty raporları ile belgelendigini, sözlerini tamamladı.

Bu konuşmalardan sonra, konferansın ikinci bölümüne gecildi. İkinci bölümün konusu; Sorunun çözümünde Uluslararası bakış açısıydı. 

Bu bölümde konuşan Uluslararası İnsanhakları Dernegi’inden Sertaç Bucak; Dünyada Kürt sorunu gibi sorunların çözümünün temel mihenk taşının uluslararası antlaşmalar olduğunu ve Türkiye’nin bu antlaşmalardan bazılarını imzaladığını, bazılarını ise hiç imzalamadığını, bunun, Türkiye’nin Kürt sorununa karşı taşıdığı haksız, paranoyak korkudan kaynaklandığını, söyledi. Daha sonra, Avrupa Komisyonu’nun 9 ekimde 2002 tarihinde açıkladığı Türkiye raporuna deginen Bucak, Raporun, Türkiye’nin attığı adımları olumlu karşıladığını ama buna karşılık hala yargı, yolsuzluklar, Milli Güvenlik Konseyi, işkence, ifade özgürlügü, siyasi partiler yasası ve azınlık hakları konusunda Kopenhag Kriterlerini yerine getirmedigini belirttigini, Kürt sorununu Avrupa standartlarına göre çözmek istemeyen Türkiye’de sorunun vatandaşlar degil, Avrupalı olmamakta direnen yürütmede olduğunu, söyledi.

Bu konuşmadan sonra katılımcılara ögle yemegi verildi ve yemekten sonra uluslararası düzeyde tanınmış, Danimarka Roskilde Üniversitesi Dil ve Kültür Bölümü öğretim üyelerinden, dil bilimci, Dr. Phil. Tove Skutnabb-Kangas’ın konuşması ile devam edildi.

Yaklaşık bir saat süren uzun konuşmasında, Tove Skutnabb-Kangas, uluslararası antlaşmalara göre Türkiye’de kürtlerin dil haklarını degerlendirdi. Kangas, AGİT eski Azınlıklar Yüksek Komiseri Max van der Steol’un azınlık haklarını uygulayan ülkelere göre negatif ve positif haklar olarak ikiye ayırdığını (1999), (negatif haklar: Azınlıklara karşı ayrımcılık yapmayanlar ve positif haklar: Azınlık haklarını tümüyle kabul eden ve onların gelişmesini destekleyenler anlamında) ve Türkiye’nin bu son demokratikleşme paketi ile kabul edilenlerde içinde olmak üzere, negatif hakların bile çok gerisnde olduğunu ve Kürt dilinin kullanılması için tolerans göstermedigini, belirtti.

Kangas; Birleşmis Milletlerin insan haklarını temel alan 52 antlaşmasının bulunduğunu ve Türkiye’nin bunlardan sadece 24’ünü kabul ettigini ve sıralamada, Bangaldeş, Dominik Cumhuruyeti, Gabon, Hondurasve Tobago gibi ülkelerle aynı sıralarda bulunduğunu ve 41 Avrupa  ülkesi arasında ise, Andora gibi uluslararası düzeydeki çalışmalara katılmayanbir ülkededen sonra sondan ikinci sırada yer aldığını, söyledi. 

Avrupa Konseyi’nin kabul ettigi, 26 Avrupa insan hakları sözleşmelerinin onaylanması ile ilgili olarakta Türkiye sondan dördüncü sırada yer aldığını ve Turkiye’den sonra sadece Ukranya, Andora ve Gürcistan’ın geldigini, belirten Kangas, Avrupa Bölgesel Azınlık Dilleri Antlaşmasının Türkiye tarafından imzalanmadığını ve kabul edilen yeni paketle bile, Türkiye’nin bu antlaşmanın ilkelerinin çok uzağında olduğunu, söyledi. 

Kangas daha sonra, detaylı olarak uluslararası normlara göre dil hakları ve eğitiminin nasıl olması gerektigini anlattı ve Türkiye’de son olarak Kürtçe ile ilgili olarak çıkarılan 14 maddelik yönetmenligi degerlendirdi. Kangas” Türkiye’de Kürtçe egitime karşı yapılan uygulama, hem bu gün, hemde bu yeni paket uygulansa bile, Birleşmiş Milletlerin 1948’de kabul ettigi soykırım tanımına uygundur ve bir soykırımdır”, dedi.

Bu konuşmadan sonra, konferansın üçüncü bölümü olan, soruna nasıl barışçıl bir çözüm bulunabilir, konusuna geçildi.

Bu bölümde ilk konuşmayı, HAK-PAR dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Necdet Gündem yaptı. Gündem, Partilerinin 3 kasım seçimlerine anti-demokratik yasalar ve yeni kurulması nedeniyle katılamadığını ama Genel Başkanları A. melik Fırat’ın Diyarbakır’dan bağımsız aday olduğunu, belirterek başladı. Gündem, ”HAK-PAR Türkiye’yi çoğulcu, katılımcı, demokratik tarzda yeniden yapılandırmak ve Kürt sorununu gerçekten çözmek iddiasındadır”…….”HAK-PAR, Türkiye hükümetlerinin, Kıbrıs, Bulgaristan, Yunanistan, Kosova ve benzeri ülkelerde azınlıklar/topluluklar için savunduğu tezleri, Türkiye’de yaşayan Kürtler için de istemesi durumunda, sorunun çözüm yoluna girecegi inancındadır”, dedi. Türkiye’nin çağdışı yöntemlerle idare edildigini belirten, Gündem, Türkiye’nin çağdaş dünyanın bir parçası ve AB üyesi olmasını istediklerini, belirtti. Gündem. Konuşmasının son bölümunde ise Necdet Gündem, Türkiye’yi Irak’taki Kürtlerle ilgili hukuksuz, uluslararası diplomatik kurallara aykırı davranışlarından vazgeçmeye, çağırdı.

İkinci konuşmacı PSK Genel Sekreteri Kemal Burkay’dı. Burkay konuşmasına şöyle başladı: ”Daha baştan söyliyeyim ki, Kürt sorunu salt insan hakları ya da azınlık hakları çerçevesinde ele alınıp çözülcek bir sorun degil, bundan çok daha geniş boyutlu, ulusal bir sorundur.........Kürt sorunu bu çerçevede ele alınmalı ve çözülmelidir”. ......”Çözüm yolu ise tüm bağımlı uluslar için ne ise Kürtler için de odur. Kendi bağımsız devletini kurmak dahil, kendi kaderini özgürce belirlemek Kürtlerin hakkıdır. Ama çözüm için federal veya konfederal bir biçimde mümkündur”. Burkay; Türk devletinin Kürt sorunuyla ilgili olarak başından beri yanlış bir politika izledigini, Kürt halkının varlığını ve haklarını tanımamakta ısrar ettigini, Kürt dili ve Kürt ulusal varlığına son vermeye çalıştığını, söyledi. 

Türkiye’nin Avrupa Birligi adaylığını da degerlendiren Burkay; ”Biz Türkiye’nin AB’ye üye olmasından yanayız. Ama bu haliyle kayıtsız şartsız degil. Türkiye Kopenhag Kriterleri’ni tümüyle ve dejenere etmeden yerine getirmeli, böylece demokrasi yolunda ileri adımlar atılmalıdır”, dedi. Yanlız başına Kopenhag Kriterleri’nin Kürt sorununun çözümü bakımından yeterli olmadığını, belirten Burkay; bu kriterlerin tümüyle hayata geçirilmesi halinde, Kürt halkının durumunda bir hayli iyileşme alacağını, söyledi.

Türkiye’nin son yaptığı degişiklikleri de degerlendiren Burkay; ”Türk rejimi Kürt sorununun çözümü içinde de ciddi bir adım atmış degil. Bu bakımdan Kopenhag Kriterleri’nin öngürdükleri yerine gelmedi”, dedi.

Avrupa Birligi’nin tutumunu da degerlendiren Burkay, ”Ümit ederiz ki Avrupa Birligi Türk devletinin tüm bu oyun ve aldatmacalarına, bu akıl almaz zülme göz yummayacak, kendi normlarına, prensiplerine sahip çıkacaktır”, dedi.

Konferansta son konuşmayı Avrupa’da siyasi örgütlerin, derneklerin ve tek tek kişilerden oluşan insiyatiflerin ortak çalışma örgütü olan, Avrupa Kürt Platformu adına, İsveç Kürt Dernekleri Federasyonu Başkanı Keya İzol yaptı. İzol, Türkiye’de son olarak çıkarılan ”AB uyum yasaları paketi”nin Kürtlerin temel demokratik insan haklarının korunmasına olanak sağlamadığını, belirten İzol, Platform olarak, Türkiye’nin kabul etmesini istedikleri uluslararası antlaşmaları, Kürtlerin hakları için Türkiye’nin kısa ve uzun vadede yerine getirmesi gerekenleri maddeler halinde sıraladı.

AB’nin, Türkiye’nin yaptığı ’ulusal program’ ve bazı basit degişiklikler ile Kopenhag Kriterleri’ne uyduğu iddialarına kanmayacağını umduğunu, belirten Keya İzol, Avrupa Birligi, ” Kürt sorununun çözümü ve kendi adıyla adlandırilması için kesin ve net koşullar Türkiye’nin önüne koymalıdır. Yeni ve net bir program yapılıncaya kadar, Türkiye’nin üyelik talebi dondurulmalı veya diskalifiye edilmelidir. AB Komisyonu, Türkiye’den anlamsız uzlaşma hamlelerine başvurmaksızın, Kürt sorununu temelden çözecek ve politik çözümler içeren , yeni bir ulusal program yapmasını talep etmelidir ” dedi.

Konferansı düzenleyenler; konferansa Danimarka Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkan Yardımcısı, Sosyal Demokrat Parti Milletvekili Jeppe Kofod, Sosyalist Halk Partisi Başkanı ve Parlamento Dış İlişkiler Komisyonu üyesi Holger K. Nielsen ve Sosyalist Halk Partisi Milletvekili, Danimarka Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi üyesi Lars Kramer Mikkelsen ve başka partilerden milletvekillerinin de katılıp birer konuşma yapmak istediklerini ama hem parlamentonun sonbahar tatilinde bulunması ve hemde Avrupa Birligi Dönem Başkanlığının Danimarka’da olması nedeniyle, politikacıların yoğun çalışma tempoları içinde olduklarıni ve son anda katılamadıklarını ama bunların konuşmalarının daha sonradan yayınlanacağını, belirtiler.

Konferansı düzenleyenler ve yönetenler; böylesine bir yerde, tarafları bir araya getirip, sorunun yüz yüze tartışılmasını sağlamak için, konferansa Türkiye Kopenhag Büyükelçisi Fügen Ok, TESEV’den ?zdem Sanberk, ANAP’tan Sebgatullah Seydaoğlu’nu davet ettiklerini, kendileri gelemezlerse, yerlerine başka birilerini gönderebileceklerini ilettiklerini ama ne yazik ki Türk taraftan kimsenin katılmadığını, belirttiler ve bunun Türkiye’nin sorunun çözümünde samimi olmadığını bir göstergesi olduğunu ve bu durumu raporlarında ve yayınlarında belirteceklerini, söylediler.

Konferansın son bölümünde,  dinleyiciler, konuşmacılara sorular yöneltmesinden ve kimi konularda kendi görüşlerini söylemelerinden sonra son buldu. Aynı akşam, konferanstaki kimi konuşmalar, internette ki paltalk adlı programda yayınlandı ve üzerinde bütün gece tartışıldı.

Konferans akşamı, konuşmacılara, sivil toplum örgüt temsilcilerin ve Kürt ve Danimarkalı politikacılara, bir restorantta bir akşam yemegi verildi. Ertesi günü ise konuşmacıların ve Danimarka Sosyal Demokrat Parti Milletvekili ve Danimarka Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi üyesi Lars Kramer Mikkelsen’ın da katılımıyla Danimarka Parlamento binasında bir basın toplantısı düzenlendi.

Konferansta yapılan konuşmalardan Kemal Burkay’in konuşması daha sonra Danimarka’nın büyük günlük gazetelerinden Politiken’de kısaltılmış olarak bir makale şeklinde yayınlandı. Ayrıca Konferansın yapıldığı bölgeden Paa Gaden gazetesi konferansa geniş yer ayırdı.

Konferansı düzenleyen örgütler, konferansın dokümanlarının çeşitli dillerde tercümeleri yapıldıkça, hem internette ve hemde Danimarkaca, Kürtçe ve Türkçe yayınlanacağını, açıkladılar.
 

© KURDS, 2000  |  e-mail/e-posta
KOMKAR, den kurdiske forening i DK.
Nansensgade 30, 1. th, 1366 København K - Danmark
telefon & fax  +45 33 13 75 01
Sayfanın son güncellenme tarihi
20/10-2002
» Güncel haber ve makaleler